Çizdim gitti!

Nasıl oldu bilmem ama işi kaptım dünkü görüşmede. Pazartesi günü eğitime gideceğim işte, ondan sonra da sınavları verirsem telemarketing olayına girmiş olacağım. Hayırlısı ne diyelim. Efendim biraz mutlu olunca insan, bu yaptığı her şeye yansıyor. Şöyle ki:
Gelişme gördüm kendimde. Hı-hı, peki. Hadi yaladım.

Referans: Hayal gücü tanklarım. Doldurduydum ben onları.

Sanat mı? Yok yahu!






Ben gittim denemelikti, oynamalıktı, eğlenmelikti bir grafik tablet aldım, bir ay olmuştur. (Cümleni yerim senin.) Neyse işte eğleniyorum arada çizip çizip. Dedim bugün de birkaç tanesini paylaşıvereyim bilogdan. Bilog da bi'sike yarasın.

Ama insan grafik tablet alınca bir şeyi çok iyi anlıyor. Sanat zor iş yahu! Valla bak bilog. Acayip sabır istiyor. Ben ki A4 fotokopi kağıtlarına 2B kalemlerle şaheserler sıçmış bir insanım yani. Bilgisayar benim neyime... Bir de kaldırıp "çizgi roman çıkartıcam seneye ehe ehe," diye geziyorum utanmadan. Yemişim çizgisini romanını, elinin hamuruyla iş yapacak! Yürü git önce ÖSS'yi kazan salak karı!

Neyse işte. Yaladım.

Referans: Ben kendim. Böyle sakat gibi yürüyorum ben arada.

Terk Edildim!

An itibariyle iki gündür evimizde misafir ağırlıyoruz. Yarın bitecek inşallah misafirliği, evi temizlemeye, yemek yapmaya başlayacak. Kimsesizler Evi'yiz sanki, adamı sahiplendik. Ahaha, çok gurur duyuyorum kendimle, öyle böyle değil. Tabii arkadaşım bize gelince benim pabuç öyle bir atıldı ki dama, artık oradan uzanıp geri alsalar bile yaramı saramazlar. Kedi beni terk etti! Nankör bok, gitti dün gece bir de adamla beraber uyudu! Göz yaşlarımla yazıyorum bu satırları, depresyona yuvarlandım, çok fenayım! Anlaşılan o ki, Kedi'nin miladı dolalı baya oluyormuş da ben uzatmaları yaşıyormuşum. Yarın ilk işim barınaktan bir kedi yavrusu almak olacak. Kapak olsun!

Artık evde yalnız kalamadığım için de sinirli biri oldum hafiften. Misafirin yan etkileri. Sürekli bir şeyler yapmam gerekmiş gibi hissediyorum. Kahvaltı, akşam yemeği, çay may derken ev kızı moduna cuk diye oturdum. Kazık fena girdi yani. İş bulursam bu kısır döngü değişebilir lakin ona da zaman var gibi hissediyorum. Başvurularıma bir allahın kulu dönmedi. Kışın bir kısmını işsiz geçireceğim anlaşılan.

Ek olarak interneti kesti adi kurum. Adı batasıca! Mecburen komşunun internetine talim ediyoruz. Bir de karnıbahar gaz yapıyor çok fena. Ona bir çözüm bulmam lazım. Hadi yaladım...

Vay İbne!

Uyarı: Bu yazı FriendFeed bazlıdır. Hazımsızlığa sebep olabilir.

Nasıl, neresinden başlasam bilemiyorum. FF'de pek aktif bir üye değilimdir. Genellikle hararetli tartışmaların da ancak sonuna yetişebiliyorum. Tüm o silinen yorumlara, geri alınan çirkin laflara rağmen insanlar kendilerini tartışmanın hararetiyle çok güzel belli ediyorlar. FF'nin bir kısmının beynini aldırdığı çok açık ortada. Her neyse, değineceğim yer orası değil.

En son GayKedi'nin bir iletisinin altında küfürleşmeler olmuş. Genelde onun girdilerinde olay çıkması ihtimali yüksek zaten. Gay ibaresi olmasaydı, belki insanlar daha toleransla yaklaşacaklardı ona karşı ama "ibne" oldu mu biri, değil ağzını açıp fikrini savunmak, yaşamak hakkına bile sahip değildir bizim toplulumuzda. Sadece ibne olmakla değil aslında, kadın olmakla da, çocuk olmakla da hata edersiniz bu ülkede. Hatta yetişkin bir erkek olmak bile problemdir. Şimdi tüm bu problemlerin, zavallı zihinlerin dini doğru yorumlayamayışı olduğunu söyleyeceğim ve linç edileceğim. Biliyorum gelecek tepkileri, o kadar çok gördüm ki. Hep aynı repliğin dönüp duruşuna yalnızca ben şahitlik etmiyorum. Tüm dünyanın aynı bokluğun içine çekildiğini "hepimiz" görüyoruz ne yazık ki.

Kendi bakış açımdan anlatayım biraz da. Yenemediğim bazı ön yargılarım var. Türbanlıların tüm benlikleriyle kendilerini Allah'a, dine adadıklarına inanamıyorum mesela. Aynı şekilde, günlük hayatında bile tayyörle gezip yakasında Atatürk iğnesiyle uyuyanlara da güvenemiyorum. Homoseksüellerden pek haz etmem misal. Eğer bir arkadaşımın homo olduğunu olur da öğrenirsem, ne yapacağımı kestiremiyorum bile. Hatta ibne esprilerine katıla katıla gülüyorum. Ama bu benim "özel hayatım." Bu benim kişiliğim. İyi ya da kötü. Kimse kaldırıp bana "Vay orospu, sen kimsin lan!" diyemez. Çünkü kimseye zararım yok. Kimsenin kişilik haklarına ya da özel hayatına, tercihlerine veya değiştiremeyeceği gerçeklerine saldırmıyorum. Kendi içimde, kendi halimdeyim. Ve bunu sosyal bir alana taşımamaya gayret gösteririm. Eğer bir şirkette yüksek düzey bir yönetici olsaydım ve karşıma harika bir öz geçmişle iş isteyen bir homoseksüel gelseydi, onu öz geçmişi için işe alırdım; homoseksüel olduğu için kapıya koymazdım. Aynı şey bir türbanlı için de, Hristiyan ya da Yahudi için de, Anadolu'nun bağrından kopmuş biri için de geçerli. Ama türbanlı bir kadınla samimiyet kurmam, homoseksüel biriyle çok içli dışlı olmam, kendi yöresinin ağzıyla konuşan bir adamla beraber olmam ya da Atatürk'e tapan biriyle politika-din konuşmam. Doğru mudur? Evet, bu "bana göre" doğrudur. Herhangi bir ideolojinin ya da dinin empozesine bağlı kalmadan verdiğim bir karardır bu. Çünkü ben ne Atatürk'e tapıyorum ne de herhangi bir dine inanıyorum.

Son olarak söyleyeceğim tek şey, her insan evladının önce dönüp bir aynaya bakması gerektiğidir. Çünkü biz, hiçbirimiz kusursuz değiliz. Ne olursa olsun, karşımızdakini yargılama hakkını vermiyor Tanrı bize. Her şeyi olduğu gibi kabul etmek zorundayız ama onlara yakın veya uzak olmak bize kalmış. Alkolü sevmiyorsan içmez, içenden de uzak durursun. Yine de onu öldürmezsin, değil mi? Öldürür müsün yoksa?

Hadi bakalım, selametle.

Size kek yaptım.


Yok lan, kendime yaptım. Ekrandan yiyemeyeceğinize göre... Elmalı-tarçınlı kek kendisi. İsteyene uydurma tarifimi verebilirim elbette. Çok güzel kokuyor yalnız, söyleyim.

Hayatımda yine her şey aynı, bok çuvalı gibi oturuyorum evde. Filmdi, yemekti, temizlikti, vs. oyalanıyorum yeni evlenmiş karılar gibi. Dedim bari hazır ev hanımı modundayım, yemeklerden sonra çayla yenecek bir şeyler de yapayım. En basitinden kek yaptım işte, soğumasını bekliyorum. Bu arada evi cillop gibi yaptım, bok götürüyordu.

Konsept giderek derinleşiyor. Kış da geliyor tabii, ben şimdi kazak, çorap örmeye de başlarım. Sonra da Kedi'nin Yeri diye değiştiririm bilog başlığını. Yemek tarifi falan veririm. Verimli bir insancık olurum. Ardından gelsin depresyonlar, gitsin nöbetler falan. Harika bir kış sezonu bekliyor beni.

Ben birayı falan azalttım bu arada. Bir mülayimlik geldi, sormayın gitsin. Yarım bıraktığım fantastik romanlarımı yazmaya devam ediyorum, film kültürümü geliştiriyorum, kitaplara boğuluyorum falan. Çok cici bir insan oldum ya.

Anlayacağınız Borcam'larım ve ben, bu gece pek mutluyuz efendim. Sağlıcakla kalın.

09-09-09

Yazmazsam çatlarım, mecburum okuyucu! Valla bir yanım eksik kalır. Dün gece yarısından sonra boşanan yağmuru duyunca dünya başıma yıkılıyor sandım. Yıldırımlar bize çok yakın yerelere düştü sanırım, kediler bile delirdi. Doğru düzgün uyku uyuyamadık. Pencerelerimiz de eski tip olduğu için, araba geçse sallanır; düşünün artık ses nasıl içeride gümledi. Aslında ben 06-06-06'da bile bu kadar korkmadım. İnanmam da böyle saçmalıklara ama dün hakikaten, sel felaketini de ekleyince, dedim gidiyoruz, yarabbim sen kolla! Marduk'u falan da göremeceğiz herhalde. Bu sabah da Seda Sayan'ın programcağızında olası İstanbul depremini konuşuyorlardı. Bir ara namaz kılayım da, abdestsiz gitmeyeyim diye düşünmeye başladım. Cuma günü yağış artacakmış. Yukarıdan biri çok kararlı ebemizi mıncırmaya. Korkuyorum valla ya.

Gerçi ben 12-12-12'yi bekliyorum büyük felaketler için. Popüler kaynaklara göre Marduk 2012'de gelecek. Hesapta tabii, Marduk'un da içinde bulunduğu kuşağa çoktan girdik, çoktaaan! Yani felaketleri yaşıyoruz, daha fazlasını beklemeye gerek yok. Bu kadar iyimser olmamalıyım canım! Yine de Maya takviminin de 2012'de bitiyor olması kocaman bir soru işareti. Dünya karpuz gibi ortadan ikiyi ayrılmayacak elbette ama siktiri boktan bir şey olacak gibi. En büyük tezim 3. Dünya Savaşı. Ya da Su Savaşları diyelim. İleriye dönük çok fazla plan yapmayın derim. Bir de 2012'den önce bitirin banka borçlarınızı. Ahaha. Neyse cıvıdı. Yaladım sizi.

Buradan Marduk'a kısa bir bakış atabilirsiniz.

Cankurtaran Mimi

Başınızın belası geldi yine. Özlemişim evimi ya, özlemem falan deyip gidiyorum her seferinde, zırıl zırıl ağlayarak dökülüyorum yollara yine de. Döndük efendim, döndük. Aslında hiç niyetim yoktu götümü kaldırıp da gelmeye, havalar güzel giderken denize giriyorduk ne güzel ama arkadaş bana iş ayarlayınca, oradakilerde gaz verince döndük mecburen. Tabii ben emekli tatili yaptığım için pek öyle anlatacak bir şey yok. Sağ olsun, Yejades mimlemiş beni; onu yazıvereyim de, zaman aşımına uğramış zavallı bilog gün yüzüne çıkıversin.

Bloguna neden bu adı verdin?

-Önceden bilirsiniz, 'teoride sarhoş pratikte deli'ydi bilog başlığı. Onun sebebi belliydi zaten. SarhoşKedi'ninki de belli işte. Bir de kedilerle anılmayı seviyorum. Geleceğim gözlerinizin önüne geliyordur muhtemelen. 50 kedili, yaşlı, yalnız, deli, vs...

Blog yazarken star tiribiyle istediğin, olmazsa olmaz şeylerin?

-Sigara yoksa düşüncelerimi toparlayamıyorum. İlla elim arada küllüğe, kahve fincanına falan gitmeli. Gözlüğümü takmazsam havaya kesinlikle giremiyorum, çok tiribik bir canlıyımdır o konuda. Elbette arka planda müzik olmak zorunda. Sessizlikte hacetimi bile gideremem ben.

En son satın aldığın garip şey?

-Mutfak önlüğü. Bu sabah otobüse binmeden önce yerel bir marketten aldım. Garip bir obje değil ama bana garip. Gerçi ben onun mutfak önlüğü vasfına bakmadım tabii, üzerinde bilimum kahve çekirdeği, kupa ve kahveyle ilgili zımbırtılar olduğu için aldım. 3,5 liraydı. Para mı be!

Şeker gibi bir insan olduğun anlar?

-Herhalde bu anları görebilmek için yirmi sene evveline gitmek lazım. Ben konuşmayı söktükten, yürümeye başladıktan sonra, kimse şeker olduğumu düşünmemiştir. Gerçi bir rivayete göre tıka basa doyduktan sonra şeker gibi olduğumu söylerler. Bilemiyorum, efsane gibi geliyor bana.

"Arkadaşım sormayın artık şunları!" dediklerin?

-"Okumayacak mısın kızım sen, ne zaman evleneceksin, sevgilin var mı, iş bulup çalışmayı düşünmüyor musun, vs..." Son bir aydır başka şey duymadığım için, gına geldi.

Seksin sendeki rengi?

-Pembe desem çok mu romantik olur? Kirli pembe ama, bekaret kanı gibi. Fantazi pembesi falan değil, oralara kaydırmayalım konuyu.

Aynaya baktığında gördüğün?

-Bakmamaya gayret ediyorum.

Kendini okutan blog?

-Düzgün Türkçeyle yazılmış blog. Yutulmuş sesli harfler görmeye katlanamıyorum.

Blog sahibi/sahibesiyle karşılaşacağınız mekanlar?

Her yerde karşına çıkabiliriz, okuyucu. Beni genellikle sessiz, sakin, rahat kafelerde, iki üç arkadaşımla sohbet ederken bulmanız mümkündür. Ya da kitap okurken bir bankın tepesinde. Gerçi alnımızda blogcu yazmıyor ama sezgileriniz kuvvetliyse bulursunuz birimizi elbet. Rastgele!


Bu mim, kim yetişip de yazamadıysa ona gitsin. Ramazan ayı bitmeden sevaba girelim bari...

Not: Benim geri zekalı bilgisayarım format yedikten sonra temelli sapıttı. Teknik aksaklık sebebiyle gelen yorumları yayınlayamadım, kayboldular. Yorum sahiplerine sesleniyorum: Yine yazınız, beni dellendirmeyiniz. Hadi yaladım.